Filistinlileri hedef alma riski taşıyan bu tür düzenlemeler, yalnızca hukuka ve insanlık onuruna yönelmiş ağır bir tehdit oluşturmakla kalmamakta; Filistin’e yönelik ağır ve sistematik ihlallerin ancak soykırım olarak tanımlanabilecek sürecinin, bu kez hukuki bir araç üzerinden devam ettirilmesinin bir parçası haline gelmektedir.
Bursa Barosu olarak; bu düzenlemeye açıkça karşı durduğumuzu ve kati biçimde kınadığımızı kamuoyuna ilan ediyoruz. Yaşam hakkını ortadan kaldıran hiçbir yaklaşımın meşruiyeti yoktur. İdam cezası, hangi koşulda ve kime karşı uygulanırsa uygulansın, insan haklarıyla bağdaşmayan, geri dönüşü olmayan ve kabul edilemez bir yaptırımdır; hiçbir idam cezasının meşru olduğu yönündeki anlayışı kabul etmiyoruz. Hukukun araçsallaştırılmasına, cezalandırma yetkisinin keyfileştirilmesine ve ayrımcılığın kurumsallaştırılmasına karşıyız; insan haklarını ihlal eden her düzenlemenin karşısında, nerede olursa olsun durmaya devam edeceğiz.
Uluslararası kamuoyuna, devletlere ve hukuk kurumlarına açık ve acil çağrımızdır: Sessizlik artık bir seçenek değildir. Devletlerin uluslararası hukuk ve insan hakları yükümlülükleri doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir. Yaşam hakkını tehdit eden, adil yargılanma güvencelerini ortadan kaldıran ve insan haklarını ihlal eden bu tür düzenlemelere karşı açık, güçlü ve kararlı bir tutum alınmalıdır. Sessizlik, ihlalleri derinleştirir; bu nedenle herkesin insan haklarını savunma sorumluluğu doğrultusunda harekete geçmesi gerekmektedir.
Bursa Barosu olarak; bu düzenlemeyi kınıyor ve karşısında durduğumuzu bir kez daha açıkça ifade ediyoruz.