Onur Egemen Sakarya
Felsefenin en temel tartışma alanlarından biri ahlaktır. Özellikle günümüz dünyasında etik bir dönüşümün—hatta daha iddialı bir ifadeyle etik bir çöküşün—içinden geçerken, ahlakı yeniden tartışmaya ve yeniden tanımlamaya duyduğumuz ihtiyaç artık göz ardı edilemez. Ahlak, her ne kadar gündelik hayatımızın tam ortasında yer alan bir mesele olsa da üzerinde daha nitelikli ve daha derinlikli düşünülmesi gereken bir kavramdır. Üstelik bu düşünme, tek seferlik değil, tekrar tekrar yapılmalıdır.
Güzel ahlak, ahlaksızlık, ahlakçılık, ahlakilik gibi kelimeleri sıklıkla kullanıyoruz. Ancak hepimiz ne kadar “aynı şey”den bahsediyoruz, bundan emin değilim. Tek emin olduğum her ne biçimde olursa olsun ahlakın bir biçimde var olma zorunluluğudur. Ahlaksızların bile ahlakı vardır yani. Çünkü ahlak bilinç ve nedensellik demektir. Kim ne kadar reddederse etsin, eylem ve bilinç sahibi olmamız nedeniyle ahlaka bir biçimde mahkumuz. O halde ahlakı tanımlamalı, belirli sınırlar çizmeliyiz.
(1).jpeg)
Felsefenin ahlaka ilişkin belli başlı kalıplaşmış soruları vardır:
“Evrensel ahlak kuralları var mıdır?”,
“Ahlakın kaynağı nedir?”,
“Niyetlerin mi yoksa sonuçların mı ahlakiliği tartışılmalı?”,
“Erdem nedir?”,
“Sorumluluk nedir?”… böyle uzar gider.
Her ne kadar düşünsel dünyamızda bu soru ve cevapların sınırı olmasa da pratik hayatta ahlaka olan ihtiyacımız bu sorulara karşılık cevaplar üretmemizi zorunlu kılar. Bu cevapları defaatle tartışmalı, icabında yeniden yıkmalı ve yeniden kurmalıyız. Peki, nasıl yapacağız bunu? Aslında tek bir yolu yok, ancak bu yollardan birini de birazdan açıklayacağım.
Üniversiteden sınıf arkadaşım, kıymetli Toygar Divit ile yaklaşık üç yıl önce kurmuş olduğu Akbaba Felsefe Atölyesi hakkında bir söyleşi yapmıştık. (Bursa Muhalif Gazetesi - “Filozof da akbaba da leşçildir” 24.11.2023) Kentimizde felsefeyi okuldan çıkarıp sokağa taşımaya çalışan dostlarımızın çabalarını takdire şayan buluyorum. Böylece felsefe tartışmaları, meraklısı olan herkes için erişebilir ve gündelik hale geliyor. Zaman, her şeyi değiştirdiği gibi Akbaba Felsefe Atölyesi’ni de elbette değiştirmiş. Güzel de bir değişim olmuş. Artık felsefenin haricinde, psikoloji, tarih ve edebiyat atölyeleri de yapmaya başlamışlar. Üye ya da misafir katılımcılara, kapılarının açık olduğunu ve kendilerine sosyal medya üzerinden ulaşabileceğinizi de bu vesileyle belirtmek isterim.
“Peki felsefe atölyesi ile ahlak konusunun ne ilgisi var?” diye soracağınızı tahmin ediyorum. Akbaba Felsefe Atölyesi, geçtiğimiz hafta yaptığı çalışmada bir “Ahlak Manifestosu” hazırladı. Bildirinin beni en çok etkileyen yönü, kentimizde birilerinin hepimizi entelektüel anlamda ahlak tartışmaya çağırmasıydı. Bu bakımdan bizleri bu tartışmaya çağırdıkları ve ilk taşı atma cesaretlerinden ötürü kendilerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Manifesto ise şu şekilde;
(1).jpeg)
AHLAK MANİFESTOSU
Ahlak kavramının ne olduğunun çalışmasında temele alacağımız ilk basamak ahlakın kaynağıdır. Kavramı bilim bilgisi ile genel geçer bilgi haline getirmek, ahlak kavramının dışarıda gösterilen bir varlık olmamasından dolayı mümkün değildir. Mantık ise bilimin bilgisini dile formüle eden bir araçtır. Akıl ile ulaşma çabasında din ve felsefe ihtiyacı ortaya çıkar. Din bilgisi ile açıklamaya çalışmak ahlakı dogmatik duruma indirgeyecektir. Ahlak kavramının ne olduğunun bilgisi sadece felsefe üzerinden açık hale getirilebilir. Bu nedenler ile ilk adım, ahlakın tanrı kaynaklı olmadığıdır.
İnsanın bir arada yaşamasının temeli ile oluşan ahlak kavramı coğrafi merkezli kültürel farklılıklar gösteriyor olsa da bu ahlakın kişisel olarak “sana göre bana göre” anlamı taşımaz. Birlikte yaşam ile oluşan ahlak kavramı için kimse kendinde ahlaklı değildir. Bölgelere göre değişen yaşamlar içinde ortak olan ahlak kavramının ortak paydasının cevaplanmasıdır.
Birlikte yaşam ile başlayan ahlak kavramı toplum içinde belirlenme durumları olarak ele alınmalıdır. Toplumsal barışın sağlanması için bireyin susturulması, bireyin birlikte yaşama katılmak amacıyla özgürlüğünü kısıtlamayı kabul etmesi aynı değildir. Ahlak kavramı içinde azınlığı sadece bir avuç insan sayan ve çoğunluğun ya da güçlünün tiranlığının kabulü sadece mücadele halindeki insan durumunun tanımlanmasının yapılmasıdır.
İyi niyetli olmak, doğru davranışta bulunmak ya da davranışın sonuç olarak doğru sonuç ile ilişkilendirilmesi mutlak iyi olana ulaşma amacı taşısa da ahlak kavramının içinde insanın sadece çoğunluğun konforunun sağlanmasını belirler. Konfor sağlanması için niyet-eylem-sonuç değil, din üzerinden de hareket edilmektedir. Din, ahlak değildir.
Ahlak kavramının ne olduğunun tanımında değillemesinin yapılmasından sonra ahlak için bunun geriye kalanı olarak tanım yapabiliriz. Ahlak; bir arada olan insanın, yaşama başladığı coğrafya içinde hem çevresini hem dünyayı öğrenmesi ile başlar. Burada kendi çağından sıkılması ile insan ahlakı tamamen kavramış olur. Ahlak bu sıkılma ile değişmek amaçlı, insanın tarihine bakarak bundan daha iyisini yapma çabasıdır. Ahlak yükselmek için mücadeledir.
AKBABA FELSEFE ATÖLYESİ