escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Ahmet Serhatli
  Güncelleme: 11-01-2026 17:48:00   11-01-2026 12:47:00

Rakamlar Yükseliyor Halk Yoksullaşıyor

Henüz Resmî Gazete’de yayımlanmış nihai kararlar yok.
Ama matematik var.
Ve o matematik, ortaya çıkacak tabloyu şimdiden gösteriyor.

2026 yılı için asgari ücret 28.075 TL olarak açıklandı. Bu, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 27’lik bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde TÜİK’in açıkladığı 2025 yıllık enflasyonu ise yüzde 30,89.

Yani tablo açık:
Ücret artışı yüzde 27, enflasyon yüzde 30,89.
Bu da asgari ücretlinin daha yılın başında reel olarak gelir kaybına uğradığı anlamına geliyor.

Bugün özellikle büyükşehirlerde ortalama kira, gıda, ulaşım ve enerji giderleri birlikte düşünüldüğünde, asgari ücret artık bir “geçim ücreti” olmaktan çıkmış, bir “zorunlu idare ücreti”ne dönüşmüş durumda.

Resmî söylem enflasyonun düştüğü yönünde.
Ancak vatandaşın günlük hayatında bu düşüşün karşılığı yok.

Market fişleri kısalmıyor.
Kiralar gerilemiyor.
Faturalar hafiflemiyor.

Enflasyonun “düşmesi”, halk açısından bir istatistik veriden öteye geçmiyor.

Memur ve emekliler için tablo da farklı değil. Henüz zam oranları resmî olarak açıklanmadı ama mevcut hesaplamalar, memur ve memur emeklileri için yaklaşık yüzde 18–19 bandında, SSK ve Bağ-Kur emeklileri için ise yüzde 12 civarında bir artış beklendiğini gösteriyor.

Bu, yıllık enflasyonun yüzde 30,89 olduğu bir ortamda şu anlama geliyor:
Memur maaşları enflasyonun gerisinde kalacak.
Emekli maaşları ise enflasyonun yarısına bile yaklaşamayacak.

Henüz zam açıklanmadan bile reel kaybın büyüklüğü ortada.

Sorun yalnızca “kaç puan zam yapıldı” meselesi değil. Asıl mesele, enflasyonun nasıl hesaplandığı, maaş artışlarının bu hesaplamaya nasıl bağlandığı ve vatandaşın ise çok daha ağır bir hayat pahalılığıyla karşı karşıya kalması.

Bu yapı değişmedikçe;
Zam açıklanır,
Manşet atılır,
Ama geçim düzelmez.

Bugün Türkiye’de ekonomi grafiklerde toparlanıyor, sunumlarda iyileşiyor, resmî açıklamalarda umut veriyor olabilir. Ama halkın hayatındaki gerçek çok net:

Ücretler artıyor,
Fiyatlar daha hızlı artıyor,
Alım gücü sessizce eriyor.

Bu yüzden mesele artık rakam meselesi değil.
Bu bir yaşam standardı meselesi.

Ve manşet değişmiyor:
Rakamlar yükseliyor, halk yoksullaşıyor.
[17:30, 11.01.2026] Best: Almanya Üretiyor, Türkiye Vergiliyor

Almanya’da bir mühendis sabah işe gidiyor.
Ar-Ge yapıyor, motor geliştiriyor, yazılım yazıyor, güvenlik testlerinden araç geçiriyor. Aylarca, yıllarca süren bir emeğin sonunda ortaya bir otomobil çıkıyor: Mercedes ya da BMW.

Sonra Alman firması diyor ki: “Bu otomobilin fiyatı 40 bin euro.”
Bu fiyatın içinde ne var? Üretim maliyeti var, Ar-Ge gideri var, işçilik var, lojistik var, kâr var. Yani gerçek bir ekonomi var.

Almanya’da üst segment bir Mercedes ya da BMW’nin ortalama satış fiyatı yaklaşık 40.000 euro. Bu fiyata yüzde 19 KDV ekleniyor, onun dışında özel bir lüks vergisi yok. Devletin yaklaşımı net: “Üret, sat, rekabet et. Ben makul payımı alırım.”

Şimdi aynı arabayı Türkiye’ye getirelim.

Güncel kurla hesaplayalım:
1 euro ≈ 50,5 TL.
40.000 euro × 50,5 TL = yaklaşık 2.020.000 TL.

Yani araç Türkiye’ye 2 milyon 20 bin TL maliyetle giriyor. Bu noktaya kadar araba hâlâ Alman; üretim Alman, mühendislik Alman, teknoloji Alman. Türkiye henüz arabaya dokunmadı.

Ama işte tam bu noktada Türkiye sahneye çıkıyor.

Türkiye diyor ki: “Bu araba lüks. O zaman vergisi de lüks olsun.”

Üst segment bir araçta ÖTV oranı yüzde 130.
2.020.000 TL’nin yüzde 130’u = 2.626.000 TL.

Ara toplam: 4.646.000 TL.

Sonra KDV geliyor. Ama KDV, vergili fiyatın üzerinden alınıyor. Yüzde 20 KDV:
4.646.000 TL’nin yüzde 20’si = 929.200 TL.

Sonuç: Türkiye’de aynı otomobilin satış fiyatı yaklaşık 5.575.000 TL oluyor.

Şimdi durup bir düşünelim: Kim ne kazandı?

Almanya; arabayı tasarladı, üretti, Ar-Ge yaptı, binlerce kişiye maaş ödedi ve 40 bin euroya sattı.

Türkiye; arabayı üretmedi, Ar-Ge yapmadı, risk almadı, fabrika kurmadı ama sadece ÖTV ve KDV’den yaklaşık 3,5 milyon TL kazandı.

Yani Türkiye, vergiden kazandığı parayla, Almanya’nın üretip kazandığından daha fazlasını alıyor.

Komedi burada başlıyor.

Aynı araba Almanya’da “aile otomobili”.
Türkiye’de “lüks tüketim”.

Almanya’da “krediyle alınır”.
Türkiye’de “vergisiyle birlikte hayal edilir”.

Almanya’da mühendis direksiyon başında ter döker.
Türkiye’de vatandaş direksiyon başında hesap makinesiyle oturur.

Trajik olan şu:
Almanya “üreterek zenginleşelim” diyor.
Türkiye “vergiyle dengeleyelim” diyor.

Dengelenen bütçe oluyor ama bozulan halkın alım gücü oluyor.

Bugün Türkiye’de otomobil bir ulaşım aracı değil; bir statü göstergesi, bir yatırım aracı, hatta bazen enflasyondan kaçış yöntemi. Çünkü fiyatı otomobil değil, vergi belirliyor.

Sonuç çok net:

Almanya arabayı yapıyor.
Türkiye fiyatı yapıyor.
Almanya mühendis ihraç ediyor.
Türkiye vergi ihraç ediyor.

Ve nihayetinde:
Üreten ülke otomobil satıyor,
vergileyen ülke otomobil hayali satıyor.

Bu bir otomobil yazısı değil.
Bu bir ekonomi tercihi yazısıdır

  Bu yazı 155 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI