Ahmet Serhatli
Enflasyon verilerine bakınca adeta Şampiyonlar Ligi’ndeyiz.
Ama bu ligde olmak bir başarı değil, bir alarmdır.
Yakından takip ettiğim Arjantin ekonomisi, 2025 yılına girerken dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Resmî verilere göre enflasyon %31,5 seviyesine kadar gerilemiş durumda. Oysa Arjantin, 2024 Nisan ayında %292 ile son yılların zirvesini görmüştü.
Krizden Çıkışın Adı: Sert Gerçekçilik
2023’te yapılan genel seçimlerde Javier Milei, oyların %56’sını alarak Cumhurbaşkanı seçildi. Milei bir popülist değil; akademik geçmişi olan, ekonomiyi bilen bir isimdi. Göreve geldiğinde Arjantin ekonomisi klasik bir kriz ülkesiydi:
• Üç haneli enflasyon
• Eriyen para birimi
• İflas etmiş kamu maliyesi
• Yoksullaşmış geniş kitleler
Türkiye ağır bir tablo içindeydi ama Arjantin’le kıyaslandığında hâlâ “kontrol edilebilir” görünüyordu. Biz büyüyorduk, onlar küçülüyordu. Biz krizi yönetmeye çalışıyorduk, onlar krizin içinde debeleniyordu.
Kimse birkaç yıl sonra Arjantin’in daha hızlı toparlanan ülke olacağını düşünmüyordu.
Yanıldık.
Arjantin’in Sorduğu O Kritik Soru
Yeni yönetim, devleti ilk kez şu soruyla yüzleştirdi:
“Biz gerçekten fakir miyiz, yoksa fakir gibi davranmayı mı reddediyoruz?”
Bu soruya verilen cevap Türkiye’den çok farklıydı.
• Kamu harcamaları kesildi
• Devletin lüksü hedef alındı
• Sübvansiyonlar gözden çıkarıldı
• Şatafatlı kamu düzeni terk edildi
Siyasi bedeli ağırdı. Sokaklar karıştı. Toplum zorlandı.
Ama geri adım atılmadı.
Çünkü mesaj netti:
Kriz bedelini sadece halk değil, devlet de ödeyecek.
Türkiye’de Aynı Dönemde Ne Oldu?
Türkiye’de ise bambaşka bir manzara vardı.
Vatandaş enflasyonla ezilirken kamuda “olağanüstü hâl” havası hiç oluşmadı. Tasarruf çağrıları yapıldı ama:
• Araç konvoyları devam etti
• Garanti ödemeleri sürdü
• Temsil harcamaları kesilmedi
• Kamu projeleri aynı hızda ilerledi
Kriz, daha çok maaşlı kesimin ve sabit gelirlilerin omuzlarına yüklendi.
Devlet küçülmedi, sadece borçlandı.
Harcama kısılmadı, ertelendi.
Asıl Fark Nerede Oluştu?
İşte kırılma noktası tam buradaydı.
Arjantin, enflasyonla mücadeleyi sadece merkez bankasına bırakmadı.
Maliye politikasını da işin merkezine koydu.
“Faizi artırdık, gerisi gelir” kolaycılığına sığınmadı.
Kamu harcamalarını enflasyonun nedeni değilmiş gibi davranmadı.
Türkiye ise uzun süre enflasyonu teknik bir sorun gibi ele aldı.
Oysa enflasyon, aynı zamanda siyasi bir tercihler meselesiydi.
Sonuç: Cesaret Farkı
Arjantin sert bir tercih yaptı:
• Ekonomi önce daraldı
• Toplum zorlandı
• Sokaklar karıştı
Ama ardından toparlanma başladı.
Türkiye daralmaktan kaçındı, büyümeyi sürdürdü.
Ancak bu büyüme bir rahatlama getirmedi.
Enflasyon düştü ama güven tam oluşmadı.
Yatırımcı hâlâ bekle-gör.
Çünkü herkes şunu gördü:
Türkiye’de kriz yönetiliyor ama krizle yüzleşilmiyor.
Özetle
Arjantin bugün hâlâ riskli bir ülke.
Sosyal maliyet yüksek, siyasi kırılganlık sürüyor.
Ama bir fark var:
Devletin yönü net.
Türkiye ise daha güçlü bir ekonomi olmasına rağmen, kamu reformları ve harcama disiplini söz konusu olduğunda aynı cesareti gösteremedi.
Çünkü bu tür reformlar sadece ekonomi değil, iktidar konforu meselesidir.
Arjantin krizin bedelini devlete de ödetmeyi seçti.
Türkiye ise krizi yönetenlerle bedelini ödeyenleri bilinçli olarak ayırdı.
İşte fark tam olarak budur.