Ahmet Serhatli
  02-02-2026 22:08:00

Amerikan Ekonomisi: Borç, Daralma ve Saldırgan Siyasetin Bedeli!

Bir ülkenin ekonomisini sadece rakamlarla okumak artık mümkün değil. Hele söz konusu Amerika Birleşik Devletleri ise… Bugün ABD ekonomisi, bilanço tablolarından çok siyasi tercihlerle şekilleniyor. Ve ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil.

2025–2026 dönemine girerken Amerika, görünürde hâlâ “dünyanın en büyük ekonomisi”. Ama bu büyüklük artık bir güç göstergesi değil, taşınamaz hale gelmiş bir yük. Çünkü bu ekonomi borçla ayakta duruyor.

ABD’nin kamu borcu 38 trilyon doları aşmış durumda. Bu, ülkenin bir yılda ürettiği toplam değerden bile fazla. Borcun milli gelire oranı %120’nin üzerine çıkmış. Yani Amerika artık kendi ekonomisinin geleceğini bugünden ipotek altına alıyor. Üstelik bu borcun bedelini ödeyenler Wall Street değil, sıradan Amerikalılar.

Kişi başına düşen borç 100 bin doların üzerinde. Bu, Amerikalı bir ailenin hayatını kredi kartı, konut kredisi ve tüketici borcu üçgeninde sürdürmesi demek. Faiz ödemeleri federal bütçede savunma harcamalarına yaklaşmış durumda. Bir başka deyişle Washington artık silah kadar bankalara da çalışıyor.

Resmî rakamlar zaman zaman “büyüme” gösterse de halkın yaşadığı gerçek bambaşka. 2026’nın ilk çeyreğinde ABD ekonomisi %0,3 daraldı. Piyasalar resesyon korkusuyla sarsılırken trilyonlarca dolarlık değer buharlaştı. Enflasyon, kiralar ve kredi maliyetleri yükselirken maaşlar yerinde sayıyor. Amerikan rüyası, giderek borç kâbusuna dönüşüyor.

Ama işin daha tehlikeli bir boyutu var: Bu ekonomik kırılganlık, dış politikayla birleşerek adeta patlayıcı bir karışım oluşturuyor.

Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD ekonomisi ile dış politika arasındaki çizgi neredeyse tamamen silinmiş durumda. Venezuela’ya yapılan askeri müdahale, Maduro’nun devrilmesi, Amerikan şirketlerinin petrol sahalarına erişimi… Kısa vadede kâr, uzun vadede küresel kaos. Enerji piyasaları sarsılıyor, risk primleri yükseliyor, borç daha pahalı hale geliyor.

Grönland üzerinden NATO müttefikleriyle yaşanan gerilim, İran’a yönelik askeri tehditler, Orta Doğu’da artan tansiyon… Bunların hepsi sadece jeopolitik haber başlığı değil; Amerikan ekonomisinin cebinden çıkan yeni faturalar.

Çünkü her belirsizlik, yatırımcının kaçması demek. Her kriz, daha yüksek faizle borçlanmak demek. Her askeri hamle, piyasaların daha kırılgan hale gelmesi demek.

Bugün Amerika’nın yaşadığı sorun sadece “çok borçlanmak” değil. Asıl mesele, bu borcun saldırgan bir dış politika ile birleşerek yönetilemez bir hale gelmesi.

Trump yönetimi dünyaya güç gösterisi yaparken, aslında kendi ekonomisini daha da kırılganlaştırıyor. Küresel ticaret bozuluyor, sermaye ürküyor, orta sınıf eriyor.

Amerikan ekonomisi artık sadece bir ekonomi değil; bir siyasi tercihler bütünü. Ve o tercihler, sıradan Amerikalıyı daha fazla borca, daha az refaha mahkûm ediyor.

Günün sonunda şu gerçek kalıyor:

Dünyayı sarsan her jeopolitik hamle, Amerika’nın kendi iç dengesini de sarsıyor. Borçla büyüyen bir imparatorluk, eninde sonunda faturayı halkına ödetir.

Ve bugün ABD’de olan tam olarak budur.

  Bu yazı 296 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI