Ahmet Serhatli
  30-03-2026 21:35:00

Acı Gerçek: Yapılandırma Yok

Son günlerde piyasada yine aynı hikâye dolaşıyor: “Yapılandırma geliyor”, “matrah artırımı torbaya girdi”, “önerge verildi, bu iş tamam.” Açık konuşmak gerekirse bunların büyük kısmı bilgi değil, beklenti satışı. İnsanların sıkışmışlığını kullanarak umut pazarlayan bir dil var ortada.

Oysa sahadaki gerçek çok daha sert. Esnafın kasası boş, ticaret yavaş, tahsilat zor. Çekler dönmüyor, vadeler uzuyor, nakit akışı daralıyor. İş insanı artık yarının yatırımını değil, bugünün ayakta kalma hesabını yapıyor. Böyle bir tabloda vergi borcu olanın krediye erişimi zaten kilitlenmiş durumda. Bankaya gittiğinde karşısına çıkan şey çok net: risk, teminat ve en sonunda aynı cümle; “Önce devlete olan borcunu kapat.”

Devlet tarafında ise bambaşka bir gerçeklik var. Vergi dairesi de SGK da alacağını tahsil etmek zorunda. Sistemin mantığı açık: Borç varsa tahsil edilir, gecikme varsa faiz işler, ödenmezse haciz gelir. Bu mekanizma durmaz. Çünkü kamu maliyesi “bekleyelim, rahatlasınlar” anlayışıyla çalışmaz. Ancak tam da burada kopan bir bağ var. Devlet rakamlara teknik bakıyor, vatandaş ise bu yükü artık taşınamaz görüyor.

Bugün vergi borçlarına uygulanan faiz oranları sadece ekonomik değil, psikolojik bir eşiği de aşmış durumda. İnsanlar “bu faizi ödeyeceğime beklerim” noktasına gelmiş durumda. Çünkü geçmişte defalarca aynı senaryo yaşandı. Ödemeyen bekledi, yapılandırma geldi, faiz silindi ya da düşürüldü. Bu hafıza bugün piyasayı zehirliyor. Herkes birbirine aynı şeyi söylüyor: “Biraz daha sabret, af gelir.”

Ama bu kez şartlar farklı olabilir. Ekonomi yönetimi uzun süredir aynı noktaya dikkat çekiyor: Sürekli yapılandırma vergi disiplinini bozuyor. Düzenli ödeyeni cezalandırıyor, bekleyeni ödüllendiriyor. Bu sadece bir tespit değil, aynı zamanda güçlü bir niyet beyanı. Yani mesele artık “çıkar mı, çıkmaz mı” sorusundan çok, “artık çıkmamalı” düşüncesinin ağırlık kazanması.

Öte yandan piyasadaki sıkışmışlık da inkâr edilemez. Hacizle, blokeyle, baskıyla nereye kadar gidilebilir? Bu soru her geçen gün daha yüksek sesle soruluyor. Çünkü tahsilatın da bir sınırı var. Ekonomik gerçeklikten kopan her tahsilat politikası, bir noktadan sonra alacağı değil, üretimi bitirir. İş yapanı boğarsanız, vergi tabanını da daraltırsınız. Asıl açmaz da burada başlıyor.

Tam bu noktada sosyal medyada dolaşan “kesin geliyor” videoları en tehlikeli unsur haline geliyor. Çünkü insanlar kararlarını buna göre erteliyor, ödemeyi durduruyor, plan yapmıyor. Beklemeyi strateji zannediyor. Oysa bu bir strateji değil, riskin ta kendisi.

Gerçek şu ki ortada kesinleşmiş bir yapılandırma yok. Ne torbada garanti bir düzenleme var ne de takvimi belli bir adım. Olan tek şey sıkışmış bir piyasa ve bu sıkışmışlıktan beslenen söylentiler. Ve acı olan şu: Bu söylentilere inanarak hareket edenler, en çok zarar görecek olanlar olacak.

Çünkü bu kez beklenen gelmezse, sadece borç değil, zaman da kaybedilmiş olacak.

Ve piyasada en pahalı şey faiz değil…

Yanlış umut

  Bu yazı 270 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI