Ahmet Serhatli
Açıkçası savaş senaryoları; askeri uzmanların, stratejistlerin ve siyasetçilerin yorumlayacağı bir konu. Ancak bizim ilgilendiğimiz taraf daha çok savaşın ekonomik maliyeti ve bunun günlük hayatımıza yansımasıdır.
Türk ekonomisi zaten hassas ve kırılgan bir dönemden geçiyor.
Ortadoğu yeniden kaynıyor. İran, İsrail ve Amerika arasındaki gerilim her geçen gün biraz daha tırmanıyor. Bu gerilim askeri açıdan bize uzak gibi görünebilir. Ancak ekonomide mesafeler kısadır. Savaşın topu, tüfeği sınırda kalır; faturası ise pompa fiyatlarına yansır.
Bugün Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının kaderini belirleyen iki ana unsur var: petrol fiyatı ve döviz kuru.
Bunlara üçüncü bir unsur daha eklemek gerekiyor: vergi yükü.
Petrol fiyatı küresel kriz dönemlerinde çok hızlı tepki verir. Özellikle Ortadoğu merkezli gerilimlerde piyasalar ilk refleksini petrol üzerinden gösterir. Çünkü dünya petrolünün önemli bir bölümü bu coğrafyadan geçer.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir risk ya da üretim kesintisi ihtimali bile fiyatları anında yukarı çekebilir.
Bugün petrolün varil fiyatı son gelişmelerle birlikte 100 dolar bandında dalgalanıyor. Ancak tarih bize şunu gösteriyor: Eğer savaş büyürse petrol fiyatı çok kısa sürede 120–150 dolar bandına çıkabilir.
Böyle bir senaryoda enerji ithalatçısı ülkeler için yeni bir ekonomik kriz başlar.
Türkiye bu ülkelerin başında geliyor.
Çünkü Türkiye petrol ve doğal gazda büyük ölçüde dışa bağımlı. Enerji fiyatlarındaki her artış doğrudan cari açığı büyütür, enflasyonu tetikler ve bütçe dengelerini zorlar.
Ancak Türkiye’de akaryakıt fiyatlarını farklı kılan bir gerçek daha var:
Vergi
Bir litre benzinin pompa fiyatının önemli bir kısmı petrol maliyetinden değil, vergilerden oluşur. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve KDV birlikte düşünüldüğünde, vatandaş pompadan aldığı benzinin neredeyse yarısını devlete vergi olarak öder.
Bu sistem normal zamanlarda bütçe için önemli bir gelir kalemi yaratır. Ancak kriz dönemlerinde tersine çalışır.
Petrol fiyatı yükseldiğinde sadece enerji maliyeti artmaz. Vergi sisteminin yapısı nedeniyle pompa fiyatı katlanarak yükselir.
İşte bu nedenle bugün konuşmamız gereken senaryo şu:
Eğer Ortadoğu’daki savaş büyür ve petrol fiyatı hızla yukarı çıkarsa, Türkiye’de benzinin litre fiyatı Nisan sonuna doğru 100–110 lira bandına yaklaşabilir.
Bu sadece bir akaryakıt meselesi değildir.
Bu durum ekonominin tamamını ilgilendiren bir domino etkisi yaratır.
Türkiye’de nakliye maliyetleri doğrudan akaryakıt fiyatına bağlıdır. Benzin ve motorin yükseldiğinde taşımacılık pahalanır. Taşımacılık pahalandığında gıda fiyatları yükselir.
Gıda fiyatlarının artması ise enflasyonun yeniden kontrolden çıkma riskini doğurur.
Son iki yıldır ekonomi yönetimi enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uyguluyor. Faizler yükseldi, kredi muslukları daraldı ve talep frenlenmeye çalışıldı.
Ancak petrol kaynaklı bir şok bu politikanın etkisini bir anda zayıflatabilir.
Daha da önemlisi devlet bütçesi açısından yeni bir risk doğabilir.
Türkiye’de akaryakıt vergileri bütçenin önemli gelir kalemlerinden biridir. Ancak fiyatlar aşırı yükseldiğinde devlet iki zor seçenekle karşı karşıya kalır:
* Ya vergiyi düşürerek fiyatı frenleyecek ve bütçe gelirinden vazgeçecek…
* Ya da vergiyi koruyarak pompa fiyatının yükselmesine izin verecek.
Her iki seçenek de ekonomide yeni bir baskı yaratır.
Birincisi bütçe açığını büyütür.
İkincisi ise enflasyonu hızlandırır.
İşte bu nedenle Ortadoğu’daki savaş yalnızca askeri veya diplomatik bir mesele değildir. Aynı zamanda Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını test eden ciddi bir stres sınavıdır.
Bugün manşetlerde füzeler, hava saldırıları ve diplomatik açıklamalar var.
Ama Türkiye açısından asıl soru şu:
Savaşın sesi Ortadoğu’dan geliyor olabilir.
Peki faturası Türkiye’de pompa başında mı kesilecek?
Ve o gün geldiğinde hepimiz aynı tabelaya bakacağız:
Benzin: 100 Lira.