Milletvekili Sarıbal, 2025’in üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörünün yüzde 12,7 küçüldüğünü hatırlatarak, birçok üründe rekolte kayıplarının yüzde 60’ları bulduğunu, iklim etkilerinin iktidarın tercihleriyle ağırlaştığını ifade etti.
Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre 2002 yılında tarımın Türkiye ekonomisindeki payı yüzde 10,2’ydi. Aradan geçen 23 yılda bu oran 5,8’e kadar düştü. Sarıbal, “Tarım sektörü milli gelirden yalnızca yüzde 2,8 pay alabildi. Bu oran tarımın bugüne kadarki en düşük payı olarak kayıtlara geçti. Tarımdan elde edilen aylık ortalama gelir 19,8 bin TL ile 2025 yılında asgari ücretin bile altında kaldı. Öte yandan AKP iktidara geldiğinde 2002 yılında tarımda çalışanların toplam istihdamdaki payı yüzde 35’ti, günümüzde yüzde 14,8’e geriledi. 2024 yılının üçüncü çeyreğinde tarımda istihdam oranı yüzde 15,6’ti, 2025’in aynı döneminde yüzde 15,1’e geriledi. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde yıllık bazda istihdam tarım sektöründe 165 bin kişi azalarak 5 milyon kişiye düştü” diye konuştu.
İKTİDARIN ÇİFTÇİYE 1,4 TRİLYON BORCU VAR!
Tarım sektöründeki finansal çöküş derinleşirken, iktidarın yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle çiftçinin bankalara ve faiz sarmalına itildiğini kaydeden Sarıbal, Tarım Kanunu’na göre GSYH’nin en az yüzde 1’i oranında yapılması gereken tarımsal desteklemelerin 2025 yılında yine hedefin altında kaldığını söyledi. Bu nedenle iktidarın çiftçilere cari fiyatlarla borcunun 2025’te 1,4 trilyon TL’ye yükseldiğini ifade eden Sarıbal, “Desteklerin yetersizliği nedeniyle finansman ihtiyacını karşılayamayan üreticiler, bankalara yönelmek zorunda kaldı. Bu durum tarımda borçlanma eğilimini hızla artırdı. Kasım 2025 itibarıyla çiftçilerin bankalara olan borcu bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 43 artarak 1,2 trilyon TL’ye çıktı. Zamanında ödenemediği için takibe alınan tarımsal krediler ise 2024’te 3,6 milyar lirayken, bugün 12,2 milyar TL’ye çıktı. Tarımsal krizin reel sektör üzerindeki etkileri de ağırlaştı. Çiftçinin alım gücündeki erime, tarımsal makine ve ekipman sektörünü doğrudan etkiledi. 2025 yılı Ocak–Kasım döneminde traktör üretimi yüzde 41 düşerek 68 binden 40 bine geriledi” ifadelerini kullandı.
TARIMSAL GİRDİ FİYATLARI REKOR SEVİYEDE
Tarımda maliyet baskısının sert biçimde artmaya devam ettiğini vurgulayan Sarıbal, son dönemde gübre, yem ve tarım ilacı fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişin, üreticinin finansal yükünü zirveye taşıdığını belirtti. Türkiye’de girdi fiyatlarındaki artışın devam etmesinin, tarımsal üretim maliyetlerini artırdığı, bunun da hem çiftçiyi hem tüketiciyi baskılayan bir döngü yarattığını kaydeden Sarıbal, “Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre, ÜRE gübresi bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51, 20.20.0 kompoze gübresi ise yüzde 46’nın üzerinde zamlandı. DAP gübresindeki artış yüzde 41, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinde ise yüzde 33 seviyesinde gerçekleşti. Tarım ilaçlarının fiyatları yıllık bazda yüzde 27 artarken, süt ve besi yemlerinde son bir yıldaki fiyat artışı yüzde 30 civarında oldu. Türkiye, Saray rejimi döneminde Avrupa ülkeleri arasında hem gıda enflasyonu hem de ortalama enflasyon sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, dünya gıda fiyat endeksi 2025 Aralık ayında yıllık bazda yüzde 2,3 geriledi. Türkiye’de ise tablo tersine işledi. TÜİK verilerine göre 2025 Aralık ayında yıllık ortalama enflasyon yüzde 30,9, gıda enflasyonu ise yüzde 28,3 olarak gerçekleşti. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat arttı” dedi.